Seçim Değerlendirmesi ve Perspektif

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Politik Bürosu’nun 26.6.2023 Tarihli Açıklaması

Seçim Değerlendirmesi ve Perspektif

14 ve 28 Mayıs 2023 seçimlerinin genel değerlendirmeleri basın yayın organlarımızda yayınlanmıştır. Onların tekrarına girmeden bu yayınlardan sonra il, ilçe ve ülkenin tümünü değerlendirebilen organlarımızda yapılan saptamaları dikkate alıyoruz. Politik Büromuz, yerellerde ve ülke komitesinde yapılan toplantıların sonuçlarını kapsamlı olarak değerlendirerek, ayrıca geleceğe yönelik perspektifler ele alarak tartışmış ve sıraladığımız görüşler ortaya çıkmıştır.

  1. Cumhurbaşkanlığı seçimleri anayasal olarak meşru olmadığı halde bu konuda hiçbir itiraz gerçekleşmedi. Düzen muhalefeti devletin çizdiği sınırlara uyum sağladı, demokratik muhalefet ise sessiz kaldı. Bizce seçim daha o zaman kaybedildi.
     
  2. Seçime girmeden çok önce “seçim meşru değildir” saptaması yapılmalıydı. Demokratik bir seçimin ön koşulları çok önceden ilan edilmeliydi. Önkoşullar şunlar olmalıydı: Erdoğan’ın istifası; TBMM’deki tüm partilerin eşit oranlarda katıldığı bir geçici Seçim Hükümeti kurulması; YSK’nın tarafsızlaştırılması; Seçmen kütüklerinin sahte seçmenlerden arındırılması. Bu maddeler reddedildiği durumda seçim öncesi tüm muhalefetin TBMM’den çekilmesi gerekirdi. Muhalefet Seçimlere bu radikal taktikle her şeye rağmen katıldığı zaman, ya seçim kazanılır ve ülkede devrimci demokratik bir iklim yaratılırdı, ya da rejim seçimi çalar, bu durumda da tüm muhalefet seçimi gayrı meşru ilan eder ve yukarıda sayılan talepler temelinde seçimin yenilenmesi talebiyle mücadelesine “ara vermeden” devam eder, “içe kapanma” durumu doğmazdı. Bunun aksine, Mİ partileri başta CHP olmak üzere seçimlerden çok önce “sokağa çıkmayın” uyarıları yaparak sahayı Cİ partilerine AKP-MHP faşist blokuna terk etmiştir. İlave bir saptama yapmak gerekirse o da şudur. Kılıçdaroğlu’nun desteklenmesi değil, seçim gecesi, sonuçlar belli olduktan sonra EÖİ’nın da Kılıçdaroğlu ve Mİ gibi davranması hataydı.
     
  3. Milletvekilliği seçimlerinde alınan oy toplamı yenilgi olarak değerlendirilecek bir sonuç değildir. Sadece YSP’nin aldığı oylar değerlendirildiğinde HDP’nin kemik oylarının korunduğunu tespit edebiliriz. EÖİ genelinde YSP ve TİP oylarının toplamı olarak değerlendirildiğinde ise hedeflenen sonuç elde edilememiş, ancak genel anlamda oyların korunduğunu saptayabiliriz. Bilinen yasaklama, baskı, tutuklama, operasyon, gözaltı, sürgün ve kesif sansür koşullarında ve de kısa sürede başka bir parti adı altında seçimlere katılınması koşullarında alınan sonuç bir başarıdır. Daha iyi olamaz mıydı? Her zaman daha iyisi olabilir ama bu noktada HDP içindeki hazırlıklara EÖİ ile koordinasyon konularına değinmek gerekir ki, tespitlerimiz bu konuda var olan eksikliklerimizi ele almaktadır.
     
  4. 14 Mayıs’ta CB adayı çıkarmamız gerekiyordu görüşü kendi sıralarımızda da yoldaşlarımız arasında savunulan bir görüş oldu. Tanınmış ve kitleler nezdinde güven veren bir EÖİ adayının öne çıkarılabilmesi seçim atmosferini değiştirir, devletin elinden bir dizi propaganda olanağını alır, AKP-MHP faşist kliğinin seçim çalışma planlamalarını alt üst ederdi görüşü değerlendirildi. İlkesel olarak yanlış olmamakla birlikte politik taktik olarak yanlış olacağı sonucuna vardık ve birinci ve ikinci turda CB adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekledik.
     
  5. Birinci turda aday göstermenin HDP’nin seçimde kendi bağımsız propagandasını yapma imkanı açısından kimi olumlu yanları olabilecekti. Ek olarak, AKP’nin CHP’yi “PKK’nin desteklediği” suçlaması etkisizleşebilecekti. Ancak bütün kamuoyu araştırmaları, eğer HDP Kılıçdaroğlu’nu desteklerse, seçimin birinci turda kazanılacağını gösteriyordu. Kamuoyu bu beklenti içindeydi. Kürt kamuoyu da bu beklentiyi paylaşıyordu. Bu durumda HDP birinci turda aday gösterdiğinde, Erdoğan seçimi birinci turda alsaydı -ki almasına ramak kaldı ve zaten seçimi her durumda çalacaktı-, bunun sorumluluğu Kürt Özgürlük Hareketi’ne yüklenecekti. HDP’nin bu riski almaması anlaşılır bir tutumdur. Çünkü böyle bir sonuç karşısında muhalefetin laik kitlesi ve dindar kitlesi ile “aşağıdan yukarıya” ittifak şartları olumsuz etkilenecekti. Bu değerlendirmeyi yaparken bilinçli olarak EÖİ yerine HDP nitelemesini kullanıyoruz. Çünkü TİP henüz EÖİ’nin CB seçimleri konusunda ortak tavrını açıklamadan Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini açıklamıştı.

Kılıçdaroğlu’nun desteklenmesi konusunu sadece seçim odaklı ve seçim kampanyası açısından değerlendirmemek gerekiyor. Marksist-Leninist bir hareket, sürecin tümünü göz önüne alınmalı, dolayısıyla seçim sonrasını da dikkate almalı ve odaklanmalı. Kılıçdaroğlu’na verilen destek mi laik ve dindar kitleleri harekete yakınlaştırır yoksa kendi adayıyla seçime katılmak mı sorusunu sormak yerinde olur. Çünkü devrimci hareketin işi seçim günü sona ermez, bunun sonrası vardır. Böyle yaklaşmazsak parlamentarist ve sadece seçim odaklı bir politika sonucu ortaya çıkar. Devrimci hareketin tarihinde buna benzer yaşanmışlıklar çoktur. “Sol” bir söylemle, devrimci ilkeleri korumak adına “sağ” ve parlamentarist konumlara düşüldüğü çok görülmüştür.

Kürt Özgürlük Hareketi Erdoğan karşıtı laik ve dindar halk kitleleriyle ittifak sağlamadan izolasyondan çıkamaz ve amaçlarına ulaşamaz. HDP’nin Kılıçdaroğlu’nu desteklemesi, söz konusu kitlede Kürt halkına karşı kesinlikle sempati yaratmıştır. Seçim taktiğinin en önemli kazanımı budur. Ve ne yazık ki, HDP’nin seçim sonuç değerlendirmeleri bu olguyu yeteri kadar ele almamıştır. Bu sonuca partinin ve partili yazarların seçim sonrası laik ve dindar muhalif kitleye hitap etmeyişinden varıyoruz. “Kardeşler, seçimde Erdoğan faşizmine karşı birlikte mücadele ettik, mücadeleyi seçim sonrasında da devam ettirmeliydik, ama partileriniz size ihanet etti, seçimi meşrulaştırdı, hırsızı suç üstünde yakalamak yerine, seçimin çalınmasını sineye çekti ve kendi partilerinin içinde kavgaya tutuştu.” Buna benzer çağrılar duymadık.

Türkiye Komünist Hareketi için de aynı zorunluluk söz konusudur. Komünistler laik ve dindar halk kitleleri ile doğru politikalar ve sınıfsal temelde ilişki sağlamadan tıkanıklığını aşamaz, büyüyemez, gelişemez, yığınsallaşamaz. Sendikal hareketin gelişimi de bu olguya bağlıdır. Sendikal hareketin de sınıf temelli politik bir işlev görmesi yine aynı zorunluluk ile bağlantılıdır. Günümüzde sendikalı işçiler, ezilen, sömürülen işçi ve emekçiler, işsizler, emekliler hala burjuva partilerine oy veriyorlarsa, bunu kırmak ve bu kitleleri sınıf savaşımına kazanmak, onlara sınıf bilinci aşılamak komünistlerin görevidir. Bu salt seçimler ile sınırlı bir faaliyet değildir. Sonuçları seçim süreçlerine de yansıyacak sürekli bir sınıf faaliyetidir. Komünistler bir yandan bu kesimler arasında kendi çalışmalarını yürütürken ülke siyaseti açısından verili kritik durumlarda oluşacak, düşmanı zayıflatacak ittifaklara girerler veya desteklerler.

HDP ittifak politikasını “toplumsallaştırmaktan” söz ederken, bundan neyi anlıyor, henüz anlamış değiliz. Marksist-Leninist ittifak teorisini hatırlamak gerekir. Tepede küçük burjuva ya da burjuva partileriyle ittifakı reddetmeyiz. Ancak böyle ittifaklar esasında “politik zaruri uzlaşmalarla” sağlanır. Bu ittifaklarda kitle çalışmasıyla değil, çoğu zaman ve ne yazık ki gizli “müzakerelerle” uzlaşmaya varılır. Lenin’in Almanlarla Brest-Litovsk Anlaşması da, Stalin’in Hitlerle “Molotov-Ribbentrop” anlaşması da bu tür ittifaklara ünlü örneklerdir. Lenin’in Sol SR’lerin (Sol Sosyalist Devrimci Parti) tarım programını kabul etmesiyle sağlanan ittifak da bu türdendir. İlk iki anlaşma-uzlaşmanın amacı Anavatanı savunma amaçlıyken, ikinci uzlaşma Rus köylülüğüyle “aşağıdan yukarıya ittifak” kurma amacına matuftu. 

Burada esas olan “uzlaşmanın” amacıdır. Amaca uygun uzlaşmalara karşı çıkış, Lenin tarafından “sol komünist çocukluk hastalığı” olarak nitelenmiştir. Kılıçdaroğlu’nun desteklenmesi, HDP böyle mi düşündü bilmesek de, bizim görüşümüze göre hem muhalefetin laik kitlesiyle, hem de Erdoğan karşıtı dindar kitleyle aşağıdan yukarıya stratejik ittifak kurma amacına tamamen uygundu.

  1. Kürt illerinde ve batı metropollerinde Kürtlerin yoğun yaşadığı alanlarda tüm olumsuz söylemlerine karşı Kürtlerin çok bilinçli oy kullanmaları ve hem YSP’ye sahip çıkmaları hem de iki turda da Kemal Kılıçdaroğlu’na yüksek derecede oy kazandırmaları çok önemli bir konudur. Kılıçdaroğlu geleneksel olarak yüksek oranda oy aldıkları il ve ilçelerden daha yüksek oyu Kürt seçmenden almıştır. Seçim değerlendirmelerinde özellikle önümüzdeki dönem mücadeleleri açısından dikkate alınması gereken belki de en önemli konulardan biri de bu gerçekliktir. Kürt halkının bu bilinçli davranışını ayrıca selamlıyoruz.
     
  2. Faşizm koşullarında burjuva muhalefeti dahil en geniş muhalefet güçlerini iktidara karşı birleştirmek önemlidir ve komünistler açısından yabancı olmadığımız bir politikadır. Erdoğan’ın yenilmesi için tüm olanakları seferber etmek ile Millet İttifakı veya Kemal Kılıçdaroğlu desteklenmiş olunmadı. Lenin İngiliz komünistlerine Lyod Georg’u “destekleyin” tavsiyesinde bulunduktan sonra, bu desteğin kitlelere nasıl anlatılacağını da göstermişti: “Ona vereceğimiz destek asılan adama ipin verdiği destek gibi olacaktır” demişti. Seçimlerden önce bir araba metaforu ile durumu özetlemiştik. Kılıçdaroğlu bir araçla son hızla Saray’a çarpıp duvarlarını yıktığında içinde bulunduğu araç hurdaya dönecek, kendisi de haşat olacaktı. Bu desteği böyle anlamak gerekiyor. Ve altını çizmek gerekirse; devrimci demokratik bir alternatif olarak öne çıkmak, yalnız sınırlı bir seçim kampanyasının işi değil, seçimler de, halk ayaklanmaları, serhıldanlar da, genel grevler de içinde, stratejik bir dönem boyunca yürütülecek olan mücadelenin konusudur.
     
  3. Sonuçta sağ ağırlıkta bir Meclis bileşimi oluşmuştur. Kabineyi uluslararası sermaye ve işbirlikçi tekelci sermaye şekillendirmiştir. Cİ ülkede yaşanan ekonomik krizin yükünü işçi sınıfının sırtına yüklemek ve Kürt halkına karşı savaşı yürütmeye odaklanmıştır. Mİ’nin de farklı bir politikası olmayacaktı. Kürt ulusal sorununu çözmek için diyalog başlatma vaadi dışında bir sözü yoktu. Buna da devletin izin verip vermeyeceği tartışmalıdır. Ekonomik ve mali politikalar ile ilgili Mİ’nin programları ise bugün Cİ tarafından yürürlüğe konmaktadır. Bu gerçekliğe karşı tek alternatif “Üçüncü Yol” olarak adlandırdığımız devrimci-demokratik alternatifin örgütlenmesi ve güçlendirilmesidir. EÖİ iktidara alternatif aday bir oluşum olarak bilince çıkarılmalı ve tüm faaliyetler bu temelde planlanmalıdır.
     
  4. En başta seçimlerin meşru olmadığını saptadık. Erdoğan’ın aday dahi olamayacağı bir seçim sonucunda koltuğa oturduğunu, parlamento seçimlerine hile karıştırıldığını, YSK’ya itiraz hakkının yasaklandığı ve eşit olmayan koşullarda sürdürülen seçim sürecinin demokratik sonuçlar doğurmasının mümkün olmadığını politik propagandamızın merkezine oturtmalıyız. Bu yetmez. Gayrimeşru ortamdan çıkışı alternatif bir demokratik politik ve ekonomik program temelinde oluşturmak ve bunu sınıf ile toplumsal kesimler arasında yaygınlaştırmak için üzerimize düşen katkıyı yapmaya hazırız. Bu konuda politik müttefiklerimize harekete geçme ve ortak bir demokratik alternatif program çerçevesinin hazırlanması çağrısı yapıyoruz. Parlamento ve parlamento dışı pratik politik faaliyetin içeriğini şekillendirecek ve de yönlendirecek böyle bir çalışmaya acil ihtiyaç vardır.
     
  5. Eksiklik ve hataları başka yerlere havale etmek, suçlu aramak yönteminden vaz geçmek gerekmektedir. Türkiyeli sosyalistler sorunların sorumluğunu KÖH’ne yüklemek, başarı olunca da sahiplenme alışkanlığı edinmişlerdir. Bu doğru değildir. Sorunların tümü bizim sorunlarımızdır ve sorumluluğunu taşımasını öğrenmeliyiz. Değerlendirme ve tartışmalarımızı bu temelde yürütmeliyiz.
     
  6. Parlamenter çalışma genel çalışmalarımızın bir parçasıdır. Sahada elde edilen başarılar parlamenter çalışmaya yansıyacaktır. Bu gerçekleştiğinde diyalektik olarak parlamento iyi değerlendirilebildiğinde onun yansıması olacak ve sahadaki çalışmaların gelişmesine katkıda bulunacaktır. Kısacası parlamenter çalışmayı kutsamamak, saha çalışmasına öncelik verip onun sonuçlarını parlamentoya yansıtmak devamında onun etkisini yeniden sahada uygulamak durumundayız. Burada bir parantez açarak seçimlerde aday belirleme süreçlerinde sahanın, mahalle ve semtlerde seçmen tabanına dayanarak oluşması gereken HDK Meclislerinin rolüne işaret etmeliyiz. Aday adayı ve aday belirleme süreçlerinde Meclisler muhakkak belirleyici rol oynamalıdır. 14 Mayıs seçimlerinde HDP ve YSP tarafından uygulanan aday adayı ve aday belirleme yöntemi bir dizi eksiklikler içermekle birlikte savunduğumuz anlayışa uygun olmayan bir süreç olmuştur.
     
  7. EÖİ içinde süreç doğru yönetilemedi. Değilse TİP’in ayrı liste çıkarması söz konusu olmazdı. TİP içinde kimi çevreler bu konuda ısrarcı olsalardı dahi sonuç alamazlardı. Onu da geçelim. Cİ ve Mİ’nda olduğu gibi EÖİ içinde de bazı güçlerin ayrı listelerle seçimlere katılması özünde bu kadar tartışmaya neden olacak bir olgu olmamalıydı. Bu konunun sorun haline gelip aylarca tartışılması EÖİ’nin seçim çalışmalarını olumsuz olarak etkilemiştir. TİP’in ayrı liste çıkarmasını biz de yanlış bulduk. Ancak bu sorun EÖİ içinde özellikle de HDP ile ilişkilerde daha iyi yönetilip çözülebilirdi. Bunu somut verilere dayanarak söyleyebiliyoruz. Seçimler geçti diyerek bu konunun üstünden atlamamalıyız çünkü bu konu bundan sonrası için de önem taşımaktadır.
     
  8. Bu noktada TİP ile ilgili bazı yaklaşımlara değinmemiz gerekiyor. TİP’in 2018 seçimlerinde 2 vekil ile HDP listelerinden seçilip istifa etmeleri faydacılık olarak değerlendiriliyor. İstifaları biz de doğru bulmadık. 2023 seçimlerinde ise EÖİ çatısı altında girerek baraj sorunundan etkilenmeme olgusu yine faydacılık olarak değerlendiriliyor. Kendi sıralarımızda kimi yoldaşlarımız ve özellikle Yurtseverler arasında bu nedenlerle ciddi tepkiler oluşmuş durumda. Bu konuda yerellerden bize ulaşan bir dizi rapor mevcuttur. Burada iki saptama yapmamız gerekir. Ya süreci doğru yönetip ayrı listeler çıkmasına olanak tanımayacaktık. Ya da bunu başaramadıysak, hatta beceremediysek diyelim, bunu sorun yapmadan birleşik çalışmanın güçlenmesine hizmet edecek bir yol izleyecektik. Son tahlilde TİP ayrı bir parti ve Kürt ulusal sorununa bakış açısı politikalarında oldukça yol katettiler. TİP’in EÖİ içinde olması ve bunu kalıcılaştırıp geliştirmemiz legal demokratik mücadelenin yararınadır. Olaya dar bir bakış açısını terk edip, devrimci-demokratik mücadele süreçlerinin geneli açısından bakmalıyız.
     
  9. EÖİ’nin 14 Mayıs ile 28 Mayıs arasında hiçbir değerlendirme ve açıklama yapmaması, 28 Mayıs seçimlerinden sonra ise üzerinden epey zaman geçtikten sonra eş başkan ve başkanların katılımının sağlanmadığı bir toplantı sonucunda tatmin edici olmayan bir açıklama yapmaları eksiktir, hatta yanlıştır.
     
  10. EÖİ ile HDK projeleri birbirleri ile uyumlu projelerdir. KÖH ile Türkiye sosyalist hareketini bir araya getirmeyi hedefliyor. Bunu zedeleyecek hiçbir davranış ve ifade ortaya konulmamalıdır.
     
  11. Türkiye’de iki ayrı Türk ulusu olduğunu artık kabul etmeliyiz. Seküler modern Türk ulus devletinin kurucusu Türk ulusu ve Anadolu’da yaşayan Müslüman Türk ulusu. Seküler Türk ulusu CHP’nin seçmenidir ve yüzde yirmibeşlik bir oranı ifade eder. Müslüman Türk ulusu Menderes’ten, Demirel’e, Özal’a ve günümüzde de Erdoğan tarafından temsil edilen yüzde ellilik bir çevreyi ifade eder. Kalan yüzde yirmibeş ise Kürt halkıdır ki onların da dini değerleri güçlüdür. Barış, demokrasi, emek ve özgürlük güçleri bu dengeleri dikkate almak ve çalışmalarını bu doğrultuda geliştirmek zorundadırlar. En başta komünistler bu verileri doğru değerlendirmeli ve sınıf hareketinin gelişmesi açısından gerekli sonuçları çıkarıp programatik ve politik olarak yönelimlerini geliştirmek durumundadırlar. Bu noktada TKP’nin 1. Kongre Belgeleri, yürütülen tartışmalar ve Mustafa Suphi yoldaşın görüşleri ile yönelimi olağanüstü değer taşımaktadır. Türkiye ve Kürdistan’da seçmen eğilimini ulusal ve dinsel kıstaslardan sınıfsal olgulara yöneltmek söz konusu bu kitleler içinde yürütülecek çalışmaların başarısına bağlıdır. Değilse, Kürtler dışındaki bu kitleler “geleneksel bilinç” ve devletin propagandaları etkisinde sınıf düşmanlarına destek olmaya devam edeceklerdir. KÖH’nin halkın tümünü kucaklayıcı faaliyetlerinin Türk egemenleri arasında ne derece rahatsızlık yarattığını son seçim sürecinde yaşadık. Cİ seçim propagandasının ana omurgasını KÖH’ne yöneltti. Sanki Cİ ile KÖH arasında bir seçim süreci yaşanmışçasına pratiğe yansıyan bu gerçek onlar açısından nedensiz değildi. Şimdi görev bu çelişkiyi toplumsal mücadelenin ve sınıf savaşımının her alanına taşımaktır.
     
  12. HDP bünyesinde seçim sonrası yürütülen değerlendirme tartışmalarına HDP’de görev yapan sahadaki yoldaşlarımız aktif katılmaktadırlar. Bunun yanısıra HDK yetkili organlarından temsilciler ile de dolaylı olarak görüş alışverişi olanağımız oldu. Bizim değerlendirmelerimize göre, eğer konunun ana nedenine inilmeden sadece görünür sonuçlar üzerinden değerlendirme yapılırsa amaçlanan sonuca ulaşılamayacağıdır. Bu nedir? Burada önce HDK ile HDP ilişkisi ele alınmalıdır.
     
  13. HDK bileşen temsilcilerinin oluşturduğu toplantıları “Meclis” olarak nitelendirmektedir. Bunları siyasal ve demokratik örgütlerden bileşen temsilcilerinin komisyon veya komite toplantıları olarak da adlandırabiliriz. Meclis konusu bambaşka bir olgudur. Bileşen temsilcilerinin toplantılarını nitelendirmeye indirgenemez. Meclisler, Şuralar, Sovyetler mantığında ele alınmalıdır. HDK mahallelerde ve semtlerde Meclislerini oluşturmak durumundadır. Bu Meclislere HDP seçmeninin azami ölçüde aktif katılımı hedeflenmelidir. HDP vekilleri seçim bölgelerindeki mahalle ve semt Meclis çalışmalarına aktif destek vermeli, bu forumlarda kendi seçmenleri ile buluşmalı, oradan aldıkları etkileri TBMM’ye aktarmalı ve çalışmaları konusunda HDK Meclislerine karşı sorumlu olmalıdırlar. HDP bir seçim partisi gibi çalışmalarını sürdürmeli, ilçe ve il düzeyinde siyasi temsiliyet sağlamalıdır. Güncel bir örnek vermek gerekirse. HDK’de vekil seçilen Cengiz Eş Başkan’ın yerini kimin alacağı tartışılıyor. Neden? HDK Eş Başkanının vekil olması HDK çalışmalarını geliştirmek için en uygun alan değil midir? Kendi seçim bölgesinde HDK mahalle ve semtlerde seçmenleri kapsayacak HDK Meclisleri örgütlenmesine öncülük etmesi en doğru çalışma olmaz mı? Önceki dönemde görev yapan Gülistan Eş Başkan’ın HDK ilişkisi neden kopmuştur. Kürdistan’da DTK kendi alanında faaliyetlerini yürütürken HDK’den aday olup seçilen vekillerin batı metropollerinden seçilmelerini sağlayıp, seçim bölgelerinde HDK Meclis çalışmalarını sürdürmeleri sağlanmalıdır. Örneğin İstanbul 3. Bölge’den seçilen bir YSP vekili neden kendi bölgesinde değil de Amed’de Rojava’ya yapılan saldırıları protesto etmek için basın açıklaması yapmaya gider. Her bölgenin vekili kendi bölgesinde çalışmalarını yürütmelidir. İstanbul 3. Bölge vekili de basın açıklamasını 3. Bölge’ye bağlı ilçelerde yapmalıdır. Hem de sadece bir ilçede değil mümkünse tüm ilçelerde aynı basın açıklaması gerçekleştirilmelidir. HDP vekilleri aynı zamanda ve aslında HDK’nin vekilleridirler. HDP vekillerinin tümü Meclis oturumlarına ve Komisyon toplantılarına katılma dışında tüm mesailerini HDK Meclis çalışmalarına ayırmak durumundadırlar. O zaman sahada Meclisler tarzında örgütlenme gerçek olarak karşılık bulacak ve “Meclis” adı altında bileşen toplantıları niteliğini ortadan kaldıracaktır. Merkezde Meclis adı altında kurulan Emek, Emekliler, Barış, Ekoloji, Kadın, Gençlik oluşumları ise özünde bileşen ve yöneticilerden oluşan ve sahadaki bu özgün çalışmaları koordine edecek komisyonlardır.
     
  14. Diğer bir konu batı metropollerinde Kürt halkı ile ilişki konusudur. HDP kurulduktan sonra bu ilişki aşırı derecede zayıflamıştır. Bir dizi örneğin arasından sadece temsili bir örnek vermek gerekirse. BDP döneminde Şişli ilçesi Kürt yurttaşlarımızın her sorunu için geldikleri ve çözüm aradıkları, ilçenin çalışmalarına aktif katıldıkları bir yerdi. İlçe 24 saatin 20 saati aktif faaliyet içindeydi. HDP kurulduktan sonra gelen Kürt yurttaşları, onların dilinden anlamayan insanlar karşılamaya başladı. Bu durum onları çalışmalardan uzaklaştırdı. Biz bu durumu 2014-2018 yılları arasında görev aldığımız merkezi HDP organlarında gündem haline getirdik, daha sonra da raporlarla görüşlerimizi aktardık. DBP’nin muhakkak bir HDK bileşeni olarak batı metropollerinde örgütlenmesi gerektiği görüşünü savunduk. DBP batı metropollerinde Kürt halkı ile bağların teminatıdır. HDP’nin Kürt halkı ile bağlarının gevşemesinin önlemi DBP’nin HDK/HDP bileşeni olarak varlığını güçlendirmek olmalıdır. DBP’nin sahada bu işlevi yerine getirmesi HDK/HDP yönetim organlarında zayıflayan etkisini de tekrar artıracaktır. Buna ihtiyaç vardır.
     
  15. HDP için ayrı, HDK için ayrı bir bileşen yapısı oluşturmak gereksizdir. HDK’nin seçim partisi olan HDP aslında HDK’nin bileşen yapısının yansıması olmalıdır. HDP’nin de HDK’nin rol ve görevlerini üstlenmemesi gerektiği, HDK çalışmasının HDP faaliyetinin tabanını oluşturması gerektiğini dile getirdik. Bugün yine aynı noktadayız. Bu yapısal sorun çözülmezse HDP’nin değil seçim başarısını artırması, örgütlülüğünü koruması zorlaşacaktır.
     
  16. Seçim değerlendirmesi yaparken oyların korunduğunu tespit ettik, ancak oylarımızı artıramadığımızı ve en az 100 vekil hedefine ulaşamadığımızı da tespit etmemiz ve nedenleri üzerinde durmamız gerekiyor. Çok net olarak ifade etmek gerekirse. HDP ancak HDK’nin seçim partisi ve parlamenter alanda siyasi temsilcisi olarak işlev görürse gelişecektir. Ve HDK de ancak tüm kitle çalışmalarını Meclis çalışması tarzında mahalle ve semtlerde yaşama geçirirse örgütlenecek, güçlenecek ve dolayısıyla HDP’yi de güçlendirecektir.
     
  17. Bu konu HDK çalışmalarında HDP ilçeleri ile koordine edilerek belirlenecek pilot mahalle ve semtlerde başlatılacak bir Meclis çalışması ile yaşam bulabilir. Mahalle ve semtlerdeki HDP seçmenlerinin Meclis çalışmalarına katılmaları, bölge vekillerinin ayda bir Meclis’te halk toplantılarına katılmaları, seçmenlerine bilgi vermeleri, seçmenlerin de istemlerini vekillerine iletmeleri sağlanabilir. Meclisler kendi mahalle ve semtlerinde günlük yaşanan sorunların çözümleri doğrultusunda çalışmalar yürütebilir, Belediyeler ile diğer kamu kurumları ile muhatap olarak iletişimi sağlayabilir. Meclisler seçmenin politize olmasının sürekliliğini hedeflemelidirler. Bu Meclisler yerel sorunlar dışında uluslararası durum, bölge ve ülke siyaseti konusunda eğitici bir forum niteliğinde çalışabilir. Meclisler halkın ücretsiz hizmet alamadığı ders yardımlarına, sınav hazırlıklarından, kültürel ve sosyal faaliyetlerin tümünü kapsayan çalışmalar yürütebilir. Semt ve Mahalle Meclisleri kendi içinde Emek, Ekoloji, Barış, Emekli, Kadın, Gençlik Meclisleri oluşturabilir ve bu meclislerin çalışmalarının içerikleri merkezi komisyonlar tarafından beslenebilir. Birkaç semtte örnek olacak bu tür Meclislerin kurulması başarıldığında bu deneyleri genelleştirmek mümkün olacaktır. Aynı meclisler seçim dönemlerinde de seçim kampanyalarının merkezini oluşturacaklardır. Dolayısıyla HDP sadece seçimden seçime mahalle ve semtlere inmeyecek, HDK’nin seçim partisi olarak yerellerde sürekli aktif olacaktır.
     
  18. Bu çerçevede EÖİ konusunu da ele almak durumundayız. TİP tüm farklılıklarımıza rağmen siyasal müttefikimizdir. EÖİ bünyesinde EMEP ile birlikte HDP’nin yanısıra en önemli faktör hem nitelik hem de nicelik bakımından TİP’dir. Biz kendi içimizde HDK yapılanmasını tartışırken EÖİ yapılanmasını da birlikte ele almak durumundayız. İttifak bir seçim ittifakı niteliğini aşmalıdır. Kongre veya Cephe niteliğine kavuşmalıdır. Emek ve Özgürlük Cephesi birleşik mücadelenin iktidara aday cephesi bilinci ve niteliği ile görülmeli ve geliştirilmelidir. Bu durumda HDK mahalle ve semt Meclisleri konusunu EÖİ çerçevesinde değerlendirip acaba EÖİ güçlerinin HDK Meclislerine katılımı mı yoksa HDK güçlerinin Emek ve Özgürlük Meclislerine katılımının sağlanmasının mı daha doğru olacağını EÖİ çerçevesinde gündem yapıp tartışmalı ve sonucunda uygulanacak kararları almalıyız.
     
  19. TKP çevresinin binleri bulan eski kadroları legal alanda ve tanınırlığı olan yoldaşlarımızdır. Bu saatten sonra konspiratif bir çalışma yeteneğine sahip değillerdir. Aynı şekilde program ve politikalarımıza ilgi duyan genç kesimler ise ülkede var olan parti alışkanlığından yola çıkarak yasal alanda parti bünyesinde çalışmayı yeğliyorlar. Onlara göre TKP fikriyatının eski ve potansiyel yeni çevreleri kucaklayabilmesi, EÖİ ve HDK gibi forumlarda siyasal parti olarak temsil edilebilmesi için yasal bir zorunluluk durumuna gelmiştir. TKP MK, eski kuşaktan komünistlerin bu nesnel durumunu ve genç parti sempatizanlarının legal parti kurulması yönündeki eğilimini dikkate alarak onların legalitesine büyük bir titizlik gösterecek ve bu kadroların inisiyatifinde harekete geçmelerine yardımcı olacaktır. Legal partinin TKP’yle “organik” bir ilişki içinde değil, ideolojik-politik programatik çizgi temelinde bağını esas alacaktır. Kurulacak parti HDK/HDP bileşeni olmalı, durum gerektiriyorsa bunun yerine EÖİ bileşeni olarak siyasal arenada yerini almalıdır. Ve de bu parti herhangi bir isim altında değil TKP’yi çağrıştıran bir isim ile siyasal arenada yer almalı, TKP adı gaspedilerek yürütülen ulusalcı, sağ politikalara karşı TKP program ve politikalarının temsilini yerine getirmelidir. Seçim sürecinde politik ortamın nereye evrileceği belli olmadığı için söz konusu yoldaşların ertelediği bu konuyu seçim sonrası yeni koşullarda değerlendirmelerini ve hayata geçirmelerini destekliyoruz. Ancak faşizm koşullarında “mümkün olduğu kadar legalite, zorunlu olduğu kadar illegalite” ilkesinin geçerliliğini vurgularken, illegal örgütlenmenin belirleyici rolünü bir kere daha hatırlatıyoruz.
     
  20. Söz konusu adım atılmadan bugüne dek geçici organlar ve program tartışmaları ile yürütülen süreç öncelikle sonlandırılacak, partimiz likidasyon sürecini resmi olarak sonlandırarak, yönetim organlarını güçlendirerek, örgütlenme çalışmalarını geliştirerek, parti programı doğrultusunda yürüteceği çalışmalar ile ülke politikalarına sınıfsal temelde müdahil olma anlamında asli görevlerine yoğunlaşacaktır. Kendini sürekli yenileyen bir kadro niteliği kazanılmazsa yenilenme ve gelişme yaşama geçirilemez. Marksizm-Leninizm ilkeleri ışığında “süreklilik temelinde yenilenme” ancak siyasal pratik ve ona uygun kadrolar ile mümkündür. Devrim amacı olan bir parti sadece yasal alanda değil özgür alanda da görevlerini yerine getirmek durumundadır.
     
  21. Üzerinde tartıştığımız program taslağı Türkiye komünist hareketinin yüz yılı aşan deneyleri temelinde, TKP’nin savaş tarihi boyunca yaşanan olumlu ve olumsuz süreçlerden gerekli sonuçları çıkararak, uluslararası durumu, bölge ve ülkeyi değerlendirerek günümüzün taleplerine yanıt veren canlı bir program olarak sonuçlanma aşamasındadır. İşçi sınıfının yapısında neo-liberal dönemde yaşanan değişiklikler, Kürt ulusunun özgürlük mücadelesinin ulaştığı düzey, Türk milletinin heterojen yapısı, ülke nüfusunun ezici çoğunluğunun Müslüman kimliği ve Ortadoğu, Kafkasya ile Balkanlar temelinde öncelikle Ortadoğu eksenli ve merkezinde Kürdistan’ın dört parçada bölünmüşlüğü dikkate alınarak yapılan değerlendirmeler, Sosyalist bir topluma ulaşmak için yaşanması ön görülen demokratik halk devrimi süreçlerinin tarifi ile bütünleştirilerek sonuçlandırılacaktır. Türkiye’nin 12 Eylül 1980 faşist darbesinden sonra girdiği yol, yaşadığı değişimler ve bölgesel anlamda emperyalist bir nitelik kazanması devrim stratejisinin temel değerlendirme noktasını oluşturmaktadır.
     
  22. Bu görevleri tamamlaması gereken bugün yaşayan kuşaklardır. Bu bilinç ve sorumlulukla tüm yoldaşları göreve çağırıyoruz.

Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komitesi
Politik Bürosu

26 Haziran 2023