“Mutafa Suphilerden başlayan istikrarlı, sınıfsal, enternasyonalist çizgisinin Türkiye politikasında yer alması” ve devamındaki maddeler ile Türkiye Komünistlerinin Platformu kuruluşu açıklanmıştı. Sonrasında Türkiye Komünist Partisi’nin “nerede kalmıştık” başlığıyla yapılan yedinci kongresi ve kongrenin tarihsel anlamı üzerine tezlerin açıklanması, Türkiye işçi hareketi, sol kamuoyunda ve ülke sınırlarını aşan yeni bir solukla önemli yansıması oldu.
Bu sürecin tartışılması ayrıca sanal medya üzerinden de sürdürüldü. Fakat bu alanın ilkesel yaklaşımlardan çok, geçmişte kısa süre de olsa aynı siyasal hat üzerinde bulunmuş bazı kişilerin geçmişte çözemediği sorunları kişiselleştirerek günümüze taşımaları üzerinden polemik yürütmeleri bir engellemeye, manipülasyona dönüşerek süreceğe benziyor. Sanal ortamın yapısından kaynaklı böyle bir durumun oluşmasının arka planında pratik sürece katılmaktan çekinceli, örgütlü mücadelenin risklerinden sakınan kişilerin niyetlerinin “üzüm yemek değil bağcıyı dövmek” olduğunu kurdukları cümle içinde görmek mümkün. Bu kesimi, kötü niyetleriyle baş başa bırakıp, vurgun amaçlı ifadelerinin dikkate değer bir yanı olmadığını bilerek geçmek gerekiyor.
Her şeyden önce Türkiye Komünist Partisi’nde uzun yılar yaşanan örgütsel ve ideolojik sıvılaşma nedenlerini ortaya koymak, yapıcı bir özeleştiri ile günümüz mücadele hattını tanımlamak, kişileri hedefe koyan bir tartışma yönteminden çok, bilimsel ve ilkesel belirlemeler üzerinden süreci işletmek zorunluluğu var. Uzun yıllar sınıf mücadelesinden uzak kalmış ve/veya örgütlü yaşamdan kopmuş, az veya çok geçmişin yüküyle diyet ödemiş, buna rağmen kendini hep komünist olarak tanımlamış dostların bu karmaşada özgün alışkanlıklar ve düşünce biçimi edinmeleri kadar doğal bir şey olamaz. Yukarıda belirttiğimiz bozguncu dilden bu dostlarımızı ayrı yere koyarak, nüansta da olsa oluşan bu farklılıkları senkronize bir zemine oturtabilecek tek seçeneğin, kolektif bağlanmalar üzerinden yapıcı, bilim temelli tartışma üslubundan geçtiğini bildiğinden şüphemiz yok.
Yanılgılar insan için. “Ben her şeyi daha iyi biliyorum” yaklaşımının geleceğe bir katkı sağlamadığını ve üretmediğini ideolojik disiplinimizden öğrendik. Uzun yıllar komünist hareketin yaşadığı kırılma süreçlerinde muhtemel yanılgılarına rağmen, bu dönemin yıkıntılarına karşı mücadele veren eski kadroların, direnç ve fedakârlıklarını görmezden gelinip, içerikten yoksun hoyrat saldırıların konusuna dönüştürme çabaları, ince bir popülizm üzerinden kendini önemsetmeden başka bir getirisi olamaz. Eğer kendimizi bu toplumun sorunlarına karşı yükümlü görüyor, bir şeyler yapma ihtiyacı duyuyorsak, yanlış da yapabileceğimiz varsayımını atlamamak gerekiyor. Burada önemli olan yanlışların telafisi yönünde bir irade koyabilmektir. Yaşanan dönem böylesi bir hoşgörüyü, ama aynı zamanda ilkesel kararlılığı gerektiriyor.
Bu yazıda, yorumlarda kurulan yıkıcı sözlerin içeriğini tartışmadan çok, benimsenen üslupla hedeflenen niyeti ortaya koymaktır. Elbette farklılıkları ortaya koymak ve bu noktadan görüş ifade etmek gelişmenin ve koşula uyan en gerçekçi sentezlemenin ortaya çıkarılmasında işlev görecek. Komünizm ideali olan kişi ve kurumların bu diyalektik yaklaşımı atlayıp geleceğe yol alması mümkün değildir.
Günümüzün problemlerine ve günümüz bakış açısına ilişkin tespitlerin tartışıldığı uzunca bir süreç yaşandı. İlgili olan hiç kimseyi dışlamadan yapılan bu tartışmaların bütününe ilişkin içeriksel görüşler bundan sonra da devam edecektir. Türkiye Komünistlerinin Platformu bir yönüyle bu ihtiyacın ürünüdür. Ama ülkemiz ve bölgemizin en dinamik, barış ve demokrasi kulvarında mücadele veren Kürt ulusal ve özgürlük güçlerine karşı tutum, bazı kesimlerin yaptığı gibi özgürlük karşıtı ve milliyetçi histerilere buluştuğu noktadan, komünistlerin enternasyonalist yaklaşımı Kürt kuyrukçuluğuna indirgenebiliyorsa burada tartışılacak bir şey kalmıyor. Burada yekpare düşünsel birlik ile, ezgi ve baskıya uğrayan kesimlerin farklılıklara rağmen desteklenmesi ve sonsal hedefe bağlayan noktadan birleşik bir hat oluşturma mücadelesi arasında ayrımı fark edemeyen bir körlük var. Biz yine de Parti Tezleri ve programını dikkatlice incelenmesinin faydalı olacağını önerelim.
Ulusal soruna komünistlerin bakışı, demokrasi ve özgürlük mücadelesi ile sınıf mücadelesinin ilişkilenmesi sorunsalını başka bir yazının konusuna bırakarak; yapıcı tartışmalar ilerletir, kolektif irade gerçekliktir bilinciyle, Lenin’in “Sabır, ısrarcılık, hazır olmak, kararlılık ve yüz defa deneme, yüz defa düzeltebilme ve ne pahasına olursa olsun hedefe ulaşma” tespitiyle, kararlılığımızı göstermemiz gereken günlerde olduğumuzu hatırlatalım.